3 Aralık 2009 Perşembe

Ankara



Gidilmesine karar verildiği 21 Nisan'dan itibaren her düşünüldüğünde planlar
yapılmış
değiştirilmiş
yenilenmişti.
23 Nisan'da Ankara'ya gidilecek
Asya dede dede diye sevdiği Ata'sını ziyaret edecekti. Asya bahane ,
çocukluğumda yalnızca sınıftaki Atatürk köşesinde gördüğüm,
resim derslerinde büyük bir dağ üstünde 12 sütunlu(neden bilmem)
dikdörtgen prizma şeklinde çizip kahverengiye boyadığım,
ve taaa oyıllardan beri merak ettiğim Anıtkabir'i görmek şahane olacaktı.
Asya sıkılmasın yolculuk uykuda geçsin diye ,
bir gün önceden hazırlanıp kapıya dizilmiş valizler uykulu ellerle
arabaya yerleştirilip,
saat 03:30 sıraları yolculugumuz basladı...
Asya yol boyunca uyudu diye devam etmek isterdim ama
ilk plan bozulması burda başladı ve Asya saat 04:30 da babasının saçlarını çekip ce eeee diyecek kadar ayıktı:(
Neyseki bu şaşırılmış uyanıklık hali 1 saat sürdü.
O uyudu ben uyudum. Eşimi konuşarak uyutmamam görevimi unutarak...
Uyuyup terleyen Asya babasının uyumamak için pencereyi açıp ara ara nefes alması sonucu Ankara'ya bir hapşırıkla girdi..
Hafiften başlayan öksürük gece burun akıntısı,öksürük
ertesi sabahta hastanede alınan solukla otit olarak evrimini tamamlayıp , bize üzüntü ve huzrsuzluk olarak geri döndü...
içmemek için düzenli çığlıklar atan Asya'ya ilaçları düzenli şekilde verildi.
Biraz toparlandığında gidilen Anıtkabir'in saat 4:30 da kapanmasıyla
kapısından geri dönüldü..
Uzaktan da olsa fotoğrafını cekmek isterken elimi çantaya atıp makinanın
kayboldugunu farkettim.
hayal kırıklıklarımız,üzüntümüz,hastalığın verdiği huzursuzluk birbiriyle
haşırneşir etrafımızda dolaşırken ani bir
küttt!!! sesiyle korku ve heyecanda katıldı aralarına.
Evettt,
şimdi Ankara çantamızdan
1 adet Ankara yolu cam buğusu
1 adet hasta Asya
1 adet huzursuz anne
1 adet gidilememiş Anıtkabir
1 adet olan ama o adet te kaybolan fotoğraf makinası
1 adet kırık tampon
geriye kalan...

Hiç yorum yok: