3 Aralık 2009 Perşembe

oku oku yaz




''oku''
''oku''
''oku''
En son bu kelimeleri ardı ardına ortaokulda din dersinde öğretmenimizin korkunç bir ses tonuyla hatırladığım anlatımından duymuştum.
Şimdi de son bir haftadır Asyanın şirin sesinden en emirvaki haliyle duyuyorum.
Eline ne geçse iki parmağıyla tutup gözüne yaklaştırıp
mırın mırın okuyor okuyor sonra belli bir süre okuyunca sıkılıp
''oku''
''oku''
''oku''diye bana yada yakınında kim varsa ona yöneliyor ,
ama her defasında ne iki ne dört üç defa oku diyip yanıbaşıma sokulup gözlerini üzerime dikiyor. kendine özel çok kitabı olmasına rağmen o yazılı her kağıdı eline almayı seçiyor,sonra mı?
Sonrası benim-bizim yaratıcılığımıza kalmış.
Artık bir çay poşeti mi takvim yaprağı mı,elektirk faturası mı,market fişi mi bulur getirir oda Asya'nın insafına kalmış.
Tercihim takvim yaprağından yana olsada ,
Geçen gün poşet çay kağıdı buldu önce kendisi okudu mır mır sonra oku emriyle ben başladım.
''içinde kaynamış su bulunan fincana bir poşet çay koyunuz ve 1-2 dakika beklettikten sonra içiniz'' cümlesine bakarak 10 dakikaya yakın meraklı gözlere ve kulaklara Asya prensesin maceralarını anlattım hayal gücümün sınırlarını zorlayarak.
İlk okumamı istediğinde şu yazımda anlattığımda 9 aylıktı,ne kadar sevinmiştim,umarım 4-5 aylıktan bu yana ona kitap okuma çabalarım sonuç verir ve sever derken o sabah okumamı istemişti.
Şimdi keyifle izliyorum ki bu sevgi hala devam ediyor,umarım bu hep böyle ömrü boyunca devam eder...

Hiç yorum yok: